Eki 24

(En fazla 300 Kelime ekleyebilirsiniz.)

Yıllar önce Londra’da bir TV programı seyretmiştim. İngiliz taksi şöförlerini dünyanın en kötü trafiklerine götürüp bir gün boyunca taksi kullanmalarını istiyorlardı ve en sonunda da anket yapıp en kötü trafiği belirliyorlardı. Tahmin edebileceğiniz gibi İstanbul birinciliği kimseye kaptırmamıştı.

Bir taraftan “Nedir bizim bu trafikten çektiğimiz?”, “Ne zaman adam olur bizim şöförlerimiz?”, “Bunun bir çözümü yok mu?” diye isyan ederken, diğer taraftan trafikte kendimize göre kurallar uydurduk yıllarca. Her kuralı, her uygulamayı, her işareti kendimize göre yeniden yorumlayıp uygulamaya çalıştık ve trafiği daha da içinden çıkılmaz hale getirdik. İşte benim trafikte gözlemlediklerim, okuduklarım ve duyduklarımdan derlediğim “Istanbul’un yazılı olmayan trafik kuralları” nı sizlerle paylaşmak istedim :

Trafik ışıkları aslında birer aksesuardır. Işıklara yaklaşıldığında ilk olarak lambanın rengine değil, yanında kamera olup olmadığına bakılmalıdır zaten. Lamba yeşilse problem yoktur ama sarı ise acil gaza basıp kırmızı olmadan geçmek şarttır. Kırmızı renk zaten tavsiye niteliğindedir, yolun durumuna bakıp ne yapacağınıza karar vermenizi sağlar. Eğer ışıklarda bekliyorsanız ve en öndeyseniz, vites boşa alınmaz, araba bağırttırılır, sarı ışık yandığı anda gaza asılıp geçmek esastır, iyi bir İstanbul’lu yeşili hissetmelidir, zaten birkaç saniye sonra yeşil yanacaktır. Işıklara yeni yeni koyulan saniye sayaçları İstanbul dışından gelenler içindir. Eğer önünüzde bir araç varsa, sizin asli göreviniz sarı ışık yandığı anda öndeki şöföre korna ile birazdan yeşil ışığın yanacağını haber vermektir, çünkü öndeki şöför kördür, ışığı göremez. Siz unutsanız bile arkanızdaki araçlar bu misyonu başarı ile yerine getirecektir.